|
|
Hakkımda
|
|
KÜÇÜK DÜNYAMA HOŞGELDİNİZ
|
|
www.yapaz.tr.gg
yapaz'lı
|
|
|
Kategorilerim
|
|
|
Bağlantılarım
|
|
|
|
|
www.yapaz.tr.gg
yapaz'lı
|
|
Zıyaretcılerım
|
|
Bannerim
|
|
 
AŞK SIRRI
Aşk sırrı

Bir zamanlar yaşlı bir adam ah çekmeyi, gözyaşı dökmeyi âdet edinmişti. Bir dostu ona bunun sebebini sordu. O da anlattı:Ben bir köle tüccarıydım. | İstanbul'da, 300 liraya bir cariye satın almıştım. Yüzü aydan aydın, dudağı şekerden tatlı bir dilberdi. İşve ve naz mesleğinde onu yetiştirdim. Çok emek çektim. Çok gayret sarf ettim. Pazara götürdüğümde pazar kızıştı, müşteri çoğaldı, fiyat yükseldi. Satmadım, bekledim. İkindi bereketi, silahlar kuşanmış karayağız bir delikanlı atının üstünde çıkageldi. Benim kölemi görünce atından indi, yanına yaklaştı, gülümsedi ve "Adın ne?" dedi. Kölemin de ona gülümsediğini gördüm. Delikanlı bana döndü ve fiyatını sordu. "Kendisi tam ayar altın bebektir ve tam ayar bin altın eder." dedim. Hiçbir şey söylemedi. Oralarda biraz gezinip oyalandı. Sonra kölenin avucuna gizlice bir şey verip gitti. Akşam olunca bunun yüz altın olduğunu gördüm. Şaşırmıştım. Ertesi gün kölemin değeri daha da arttı. Ben satmayı geciktiriyordum. O gün ikindi vakti o delikanlı yine geldi. Yine kızın avucuna bir şey bıraktı. Baktım, yüz altın daha. Böyle dört gün devam etti. Beşinci gün delikanlıyı takip ettim. Kaldığı yeri öğrendim. Sordum, soruşturdum. En son atını satmış. Altıncı gün köle pazarına yine geldi. Lakin köleyi yalnızca uzaktan seyretti. O gece kızın elinden tutup delikanlının evine götürdüm. "Benim bu gece acil bir işim çıktı. Bu köleyi sana emanet bıraksam yarına kadar kollayıp gözetir misin?" dedim. Önce kabul etmek istemedi, sonra razı oldu. Ben kaldığım hana döndüm. Gece aralarında nasıl geçer, beraberlikleri ne şekilde yürür diye düşünerek yatağıma oturdum. Gece yarısına doğru kapım şiddetle yumruklanmaya başladı. Açtım. Kölem ağlıyor ve titriyordu. "Sana ne oldu; o genç ile aranızda ne geçti?" dedim. Ağlaması durmuyordu. Neden sonra mırıldandı: -O genç öldü. -Bu nasıl oldu peki? -Sen ayrılınca beni iç odaya aldı. Bana yemek getirdi. Ben yerken o oturup beni seyretti. Elimi yıkamam için leğen getirdi. Sonra bir yatak serdi. Üzerime misk ve gülsuyu serpti. Bana gözlerimi yummamı söyledi. Yumdum. Parmağını yanağıma koydu. "Süphanallah! Bu ne güzel sevgili; ne etkileyici bir güzellik!" diyor, bunu tekrarlayıp duruyordu. Sonra birden, "Allah'ım hata ettim, haddi aştım, affet beni!" dedi ve sonra "Allah'a aitiz ve ona döneceğiz!" ayetini okuyarak haykırdı, düştü. Gözümü açıp vücudunu sarstım. Canını Allah'a teslim etmişti. Kölem bunları anlattıktan sonra sabaha kadar ağladı ve gün doğarken o gencin adını sayıklayarak ruhunu teslim etti. İşte benim bütün bu ağlamalarım günahtan kaçınarak sevgilerine leke getirmeyen o iki âşıkın anısınadır. O iki temiz ve zarif genç gibisini belki bir gün bir yerde buluveririm diye dünyada dolanıp durmadayım. Yaşadıkça bu arayışımı sürdürecek ve böyle öleceğim. Dervişin aşkı

Her görenin âşık olduğu, aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk ile simsiyah. Dudağının lezzetini bilseydi, şeker, erir yok olurdu. Bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somun tutuyordu elinde. O ay yüzlüyü görünce ekmeği elinden düşüverdi. Kız bu hale gülüp geçti. Kızın gülüşü dervişin elindeki yarım ekmek gibi bedenindeki yarım canı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi, ne gündüzü kaldı. Tam yedi yıl yanıp yakıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılamadı, evinin çevresinde dönüp durdu. Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp "-Git buralardan," dedi, "elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme. Canına kast edecekler, durma kaç!" O zaman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza: -Bencileyin bin âşıkın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm an kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun. Yalnız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman bana gülmüştün! -A ahmak derviş, dedi kız, a hünersiz zavallı, sen hiç kendine bakıyor musun? Gerçekten gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor. Derviş bir nara atıp bayıldı. Kendine geldiğinde ise, "Aşk sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir; aşkımdan geçecek değilim!" diyerek yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler bir daha görmedi.

BERCESTE Ne bilir okumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin Yere gökten ne için indiğini Kur'an'ın Fuzuli Ey sevgili!.. Senin güzellik kitabının şerhini okumayan kişi Kur'an-ı Kerîm'in gökten yere niçin indirildiğini nereden bilsin?!..
İSKENDER PALA
|
|
Tarih: 01:42, 3/6/2009 Kategori: B!R YUDUM H!K@YE |
Yorum yaz |
selamünaleyküm gül kardeşim zeyneb
İhsan ihsandır..
İKRAM, İHSANDIR..
DOĞRUDAN Rabbe ait bir vasıftır.
Karşılıksızdır.
Onun için çok önemsenmiştir.
Allah’a (c.c) yaklaşmanın en kestirme yolu,
Karşılıksız ikram etmekten geçer.
Yaradılışı gereği âdemoğlunun karnı şu üç şeye karşı yumuşaktır:
Güzellik, mükemmellik ve karşılıksız ikram..
Düşmanımızda bile görsek,
‘Cemâl’e, ‘Kemâl’e ve ‘İhsân’a kayıtsız kalamayız.
İnsanın karşılaşınca reddedemediği,
Nedensiz olarak sevdiği ilk şey ‘ihsan’dır.
Karşılıksız ikrama duyarsız kalabilecek birisi yoktur.
Fermân-ı nebevî ile ihsan;
Allah’ı sanki görüyormuş gibi ibâdet etmektir.
Zirâ, biz O’nu görmesek de O bizi görmektedir. [1]
Bir yandan bakınca karşılıksız ikram etmek olan ihsan,
Diğer taraftan Yaratıcının (c.c) huzurunda olmanın verdiği,
Ruh halini kuşanmak olarak karşımıza çıkıyor.
Sanki insandan,
Bu iki kavramı bünyesinde buluşturması isteniyor gibidir..
Her bir mahluk varlığını devam ettirebilmek için,
Sonsuza uzayan bir ihtiyaç silsilesine muhtaçtır.
Vücut sahasında kalabilmek için,
Gerekli olan ihtiyaç listesini alt alta yazmaya kalksaydık,
Ne kalem yeterdi ona, ne de kütüphaneler dolusu defter! [2a] , [2b]
Ömrümüz tükenirdi de o listenin sonunu yine getiremezdik.
Madem ki ihtiyaçlarımız sonsuzdur,
Elbette onları her an karşılayan Birisi var demektir..
Yaratıcı (c.c) şayet bizi sevmese,
Tüm bu nimetleri bizden niye esirgesin?
Varlığımızın devamı için,
Saymakla bitiremeyeceğimiz bunca nimeti,
Karşılıksız olarak bize niye versin?..
Siz sevmediğiniz insanlara,
En küçük bir şeyinizi veriyor musunuz?.
İnsan, huzur-u ihsandayken insandır.
Çünkü ihsan, ihsandır.. [3]
Kendimize dönüp baktığımızda,
Bizde de karşımızdaki insanlara karşı,
Halet-i ihsaniye diyebileceğimiz,
İhsanda bulunma özelliğinin var olduğunu görürüz.
Fakat onları sevmemiz koşuluyla…
Zira sevmediğimiz insanlara,
En küçük bir şeyimizi bile vermeyiz.
En azından gönül rızasıyla veremeyiz.
Yaratıcı (c.c) ise,
Karşılıksız olarak nimetleriyle bizleri perverde ettiğine göre,
Gerçekten bizi seviyor demektir.
Böyle bir Zât’a karşı saygıda kusur edilir mi?
Ona suizanda bulunulur mu?
Sevgimizin delili kulluk etmektir. [4a] , [4b]
Kulluğun temel mihengi de,
Her yaptığını, her ânını Allah rızası için yapabilmektir.
Sanki Onu (c.c) görüyormuş gibi..
|
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-06-19 10:27:31, 2009-06-19 10:27:31 |
Bağlantı |
|
es selam
Ey Rabbimiz! Senden; Senin sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini ve bizi Senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini dileriz. Senden tertemiz bir hayat, dosdoğru bir ölüm, rezil etmeyen ve ayıpların sayılıp dökülmediği bir dönüş istiyoruz.
Ey Rabbimiz! Senden hidayet, takva, afiyet ve zenginlik istiyoruz. Bize talihsiz ve nankör olmayan, şirkten arınmış, tertemiz kalpler lutfeyle.
Ey Rabbimiz! Bize korkudan öyle bir pay ayır ki; bu sana karşı işlenecek günahlarla bizim aramızda bir engel olsun. İtaatinden öyle bir nasip ver ki; o bizi cennetine ulaştırsın. Yakininden öyle bir hisse lutfet ki; dünyevi musibetlere tahammül kolaylaşsın.
HAYIRLI CUMALAR DİLİYORUM.. |
Yazan: mutluluklardiyarim Tarih: 2009-06-19 10:20:37, 2009-06-19 10:20:37 |
Bağlantı |
|
selamünaleyküm gül kardeşim zeyneb
.....KENDİMİZİ ARIYORUZ GÖREN VAR MI .......
KALPLERİMİZ ÇOK GENİŞTİ. İÇİNİ HEP BEN'LERLE DOLDURDUK. SANKİ BEN'LER KALPLERİMİZİ DAHA DA GENİŞLETTİ. KALPLERİMİZ GENİŞLEDİ GENİŞLEMESİNE AMA İÇİNDE O KADAR ÇOK BEN VARDI Kİ SEN'LERE YER KALMADI. KALPLERİMİZİ BEN'LERDEN SEN'LERE AÇMAYI BAŞARAMADIK. BUNU BAŞARMANIN BELKİ DE TEK YOLU VARDI… BEN'İ ÖLDÜRMEK.
Mevlana Mesnevi'sinde bir hikâye anlatır:
Bir adam, dostunun kapısına gelip, kapısını çalar. İçeriden gelen ses:
-Kapıyı çalan da kim, diye sorar.
Adam:
-BEN'im, diye cevap verince, dostu:
-Git, şimdi zamanı değil, sonra gel der.
-Adam, kapıdan ayrılır ve bir yıl dostunun hasretiyle yanıp tutuşur. Bir yılın sonunda dostunun kapısına tekrar gelir. Reddedilme korkusuyla kapıyı çalar.
İçeriden gelen ses:
-Kim o, diye sorar. Adam:
-SEN'im, diye cevap verir.
Dost, adamı içeri davet eder:
-Mademki BEN'sin, içeri gir. Ev dar iki kişi sığmıyor, der.
Kaçımızın SEN' im diyebileceği, ruhunu birleştirebileceği bir dostu var? Kaçımız BEN'ini SEN yapmayı başarabildi? İşimiz hep BEN'lerle. Çok sevdiğimizi söylediğimiz halde SEN'im diyemiyoruz sevdiğimize. Ya sevgimizde bir problem var ya da BEN'imizde. Eğer sevdiğimizle SEN olabilseydik, arada mesafeler olsa bile SEN'imiz hep yakın olurdu. Bu yüzden "gözden ırak olan gönülden de ırak olur" sözü, SEN olamayan BEN'ler için doğru olsa gerek. SEN olmayı başarabilseydik maddi mesafelerin bir önemi olmaz, gözümüzden ıraklık, gönlümüzdeki ıraklığa engel olurdu.
Biz BEN'likleri ne zaman aşarsak SEN'likler o kadar yanı başımızda olacak. "Gerçek aşk" da bu olsa gerek. SEN-BEN değil, sevdiğimizle bir olmak.
BEN'ini Leylası ile SEN yapan Mecnun'a "adın ne?" diye sorduklarında, "Leyla" diye cevap vermişti. Mecnun'un karşısına bir gün Leyla çıktığında, önce onu tanıyamamış, Leyla olduğunu anladığında ise ona şunları söylemişti; "Bir bütün idim ben Leylâ ile. Sense Leylâ'yım diyorsun. Sen Leylâ isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya.
Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamandır, cismindeki bir başka candır; bir özge candır. Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki. Önceleri sen vardın, şimdi ben yok oldum. Manevi dünyamda dostum daima sensin."(2) Leyla öldüğünde ise Mecnun'a "Leyla ölmedi mi?" diye sorduklarında "Hayır, BEN Leyla'yım" diye cevap vermişti.
. Şimdi soralım BEN'imize, SEN'im diyebileceğimiz bir dostu bulmayı başardık mı? Birinin SEN'im diyebileceği kadar dost olabildik mi?
Kalplerimiz çok genişti. İçini hep BEN'lerle doldurduk. Sanki BEN'ler kalplerimizi daha da genişletti. Kalplerimiz genişledi genişlemesine ama içinde o kadar çok BEN vardı ki SEN'lere yer kalmadı.
Kalplerimizi BEN'lerden SEN'lere açmayı başaramadık. Bunu başarmanın belki de tek yolu vardı… BEN'i öldürmek. BEN'i öldürmek kolay kolay olacak bir şey değildi. BEN'e SEN dedirtebilmek için BEN'in iyi bir terbiyeye ihtiyacı vardı. BEN terbiye olmazsa SEN'i bulmak mümkün olmazdı. Bu terbiye de sevgi ve aşk ile olurdu.
BEN'imizi terbiye etmek için uğraştık mı? Böyle bir amacımız oldu mu?..
Bizi, bize veren O'na BEN'imizi verebildik mi? "Kendimi arıyorum, gören var mı?" diyecek kadar BEN'ini O'na veren ve O'nunla SEN olabilen
Ne mutlu SEN'ini bulabilene… |
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-06-17 14:04:25, 2009-06-17 14:04:25 |
Bağlantı |
|
ESSALAMUN ALEYKUM...CANESİİİ....
Ne bilir okumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin
Yere gökten ne için indiğini Kur'an'ın
Fuzuli
Ey sevgili!.. Senin güzellik kitabının şerhini okumayan kişi Kur'an-ı Kerîm'in gökten yere niçin indirildiğini nereden bilsin?!..
İSKENDER PALA
S.A ARKADAŞIM CANIM BENİM ÇOK GÜZEL PAYLAŞIMLARIN OLMUŞ BURADADA YÜREĞİNE SAĞLIK RABBİM DAİM EYLESİN SENİ ÇOK SEVİYORUZ ALLAH'A EMANETSİN... |
Yazan: sümeyye Tarih: 2009-06-15 18:02:54, 2009-06-15 18:02:54 |
Bağlantı |
|
selam ve dua ile Allah c.c. razı olsun zeynebcik
Kapındayım...
Her ibre Sana Her yolun sonu Sen Ve Sensi çok eksiğim ben Kainatın Sana bakana her yanındasın Gözleri ve aklı şaşırtıyor nakşın İmkanı namümkün Sultanım. Kapındayım...Sana uzanan ellerimi boş çevirmeyenim Sana gelen yüreğimi geri göndermeyenim Sana müştak ve müteşşekkir boynu bükük bu bende Cemal in gözümün değdiği yerde İhtimaldir her an yoldan çıkma müpheminde Çıkarsam çıktığım yolların Sana çıkan yerinde Yürek pejmurde,gönül bikeste,aciz ve zaifliğimle Bu iç çekişle Ve her iç çekişte içlenişle Ahhh sınanmaya doğru attığım bu hamle Ve gelişim hicret olsun Alemine Hicretim içimden SEN in yed-i kudretinle Niyetim Senin beni var eden rahmetine Zira 'herkesin hicreti niyetine' Sürgün et beni sürülmüşlüğümle beldene.Kaplındayım...Koskoca yoklar için nefesimi tüketmeme izin verme Enaniyet mil çekmesin amalığa meftun gözlerime Kilitle kapımı gelmesin gayrı hiç kimse Bir 'Sen'den başkası kalmasın 'ben'de.Kapındayım...Sana geldim en Sen olan yanlarımla Rabbim acizim n 'olur Senden beni geri çevirme Seni dileniyorum Sen 'den Düşlerimi,dilendiğimi değiştirme Dönüşlerde düşürme Hizmet-i imaniye ve muhabbet-i ilahiye Herşeyin fevkınde bu demde Kapındayım...Beni SEN' den yoksun etme!....
|
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-06-10 12:17:33, 2009-06-10 12:17:33 |
Bağlantı |
|
|
|
| |