|
|
Hakkımda
|
|
KÜÇÜK DÜNYAMA HOŞGELDİNİZ
|
|
www.yapaz.tr.gg
yapaz'lı
|
|
|
Kategorilerim
|
|
|
Bağlantılarım
|
|
|
|
|
www.yapaz.tr.gg
yapaz'lı
|
|
Zıyaretcılerım
|
|
Bannerim
|
|
 
Nur-ı aynım, iki gözüm, bildin mi neydi sabır?
Nur-ı aynım, iki gözüm, bildin mi neydi sabır?
 Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk. Hani neydi nesre çevrilemeyen söz. Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.
Sabır bir aydınlık, sabır bir teselli... Büyük sahraya yağmur, istiridyeye inci... Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı... Eyyub ile Yakub, Derviş ile Sultan…
Nur-ı aynım, iki gözüm bildin mi neydi sabır?
Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçek mi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebek mi?
Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab'ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır.
Sabır bir hazine ki... Yılanlar bekler gerçek!... Bir hazine ki... Tek miskali Yusuf'lar satın alır... Bir hazine ki... Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından.
Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri, onu anlat. Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat.
Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere...
Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat... Sabrı bildin mi nur-ı aynım, bildin mi sabrı? Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya!... Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu... Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!...
Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?... Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların, açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!... İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar... Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski plaklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha... Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta.
Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır?
Sabır adına ve umut adına... Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağlayan ve göz yaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk…
Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline.
Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım,
Zirvede bir imtihan var…
-----İskender Pala----- |
Tarih: 19:01, 30/10/2009 Kategori: D_ML_L_R |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
KABİRDEN MEKTUP
KABİRDEN MEKTUP

Canım Anneciğim Hani başucumda toplanmış, telaş içinde feryadu figan ile gözyaşı döküyordunuzya, işte o anda dünyada iken hiç görmediğim, tanımadığım varlıklar geldi yanıma. Meğer onlar Meleklermiş. Azrail ve diğer gorevli melekler... O esnada bir şey daha oldu. Bana Ahirette ebedi kalacağım yer gösterildi.
Alevler vardı orada.
Ceza yeriymiş orası. Her şeyi anladım. İhmalimide hatalarımıda. Ve çok korktum anne. Bir ürperti sardı bedenimi. Öyle bir sıkıntıya girdim ki, sizleri de tanıyamaz oldum. Azraile baktıkça korkumun şiddeti arttı. Çok heybetliydi. Pişman olmuştum dünyadaki gafletime. O sırada Allahu Teala dan salih ameller işleyebilmek için ölümü geciktirmesini ve beni tekrar geri dünyaya göndermesini istedim. Ama vakit çok gecti. İstediğim kabul olunmadı. Tabi bunlardan sizin haberiniz olmadı. Nasıl acı çektiğimi hissedemediniz. Öyle ya ne bilecektiniz. Benim gibi Azraili bütün dehşetiyle görmediniz ki...
Hani dünyada iken Sekerati Mevt diyorlardıya, ne kadar zormuş. O anki acıyı anlatmak mümkun değil. O gün gelipte Azraille karşılaşanlar bilir ancak. Yani tadınca bilir ana, tadınca bilir.
Gerçekten Peygamberimiz (S.A.V.) in "Allahım sekerati mevtte ölüm zahmeti ve baygınlığımda bana yardım et." diye dua ettiğini söylerdi hocalar da, sanki kulağımın birinden girer, nefsime hiç etki yapmadan diğerinden çıkardı. Ne kadar doğru imiş. Yani anlayacağın anacığım o ölüm anı kasabın elinde derisi soyulan koyunun düstüğü an gibi bir hal. Izdırap dolu bir an. Çok ama çok zor. Ve çok korkutucu. Bu korkunç manzara karşısında biliyor musun ruhum bedenimden çıkmak istemedi ana. Parçalara ayrıldı, kaçışıp duruyordu bedenimde. Ruhum çıkmamakta direndikçe melekler de bana azap ettiler. İşte böylece daha ruhum çıkmadan kabir azabı başlamıştı. Nihayet ruhum bedenimi terk etti de bende bu azaptan kurtuldum.
Hep düşündüm durdum anne. Acaba bu kadar cezayı hak edecek ne yaptım? Fakat sonradan anladım bu cezanın sebebini. Meğer bunlar dünyada işlediğim kötü amellerin sonucuymuş. Azrailin yanında iki melek daha vardı. Biri rahmet diyeride azap meleğiymiş. Ölen iyi kimse ise Azrail aldığı ruhu rahmet meleğine, kötü kimse ise azap meleğine verirmiş. Allah'ın emri böyle imiş. Bir yığın azaptan sonra Azrail ruhumu aldı.... ve.... azap meleğine teslim etti.
O zaman daha önce gösterilen ahiretteki yerimin ne kadar kötü olduğunu daha iyi anladım. Zaten ruhum alınacağı sırada bir kuş gibi goğsümün en üst tarafına, köprücük kemiğime fırlamıştı. O zaman meleklerin konuşmalarından her şey belli olmuştu. Çünkü, "bunu kim tedavi edecek?" diye birbirine soruyorlardı. O anı ve sıkıntılarını anlatmak imkansız anacığım. Ayaklarım birbirine dolaştı melekleri görünce. Belki sizde fark ettiniz ayaklarımdan kanın çekildiğini ve bembeyaz buz gibi olduğunu. İste böyle anne...
Benim dünyadan getirdiğim kötü amellerim dolayısıyla melekler ruhumu bedenimden zorla almak durumunda kalmışlardı. Bunlar naziat melekleri imiş. Eğer amellerim iyi olsaydı, yani salih amel sahibi olsaydım o zaman neşeli ve kolaylaştırıcı Nasitat melekleri ruhumu alacakmış. Ve bana Allah'ın selamını sunup ''Selam Sana Ey Allah'ın Veli Kulu, Muhakkak ki Allahu Teala Sana Selam Gönderiyor'' diyecekmiş. Nerdeee! Gafletimin acısını çektim işte böylece anne. Ve şayet Azrail geldiğinde abdestli olsaydım, birileride yanımda Kur'an-ı Kerim okusaydı ve salih amellerimde çok olsaydı, o kadar acıyı çekmeyecektim biliyor musun. Ölümüm daha kolay olacaktı. Yahut orada bulunanlardan Allah'ın sevdiği bir dostun benim için Azraile "Ey Azrail, Arkadaşıma Acı. Ona Yumuşak Davran Çünkü O Müminlerdendir" dese ve böylece dua etseydi, yine o kadar acı çekmeyecektim biliyor musun.
Doğrusu Azrail gelirken zaten heybetinden korkmuştum. Zira daha ruhumu almadan onu korkunç şekliyle gördüm. Keske gözlerim kör olsaydı da onun korkutucu şeklini görmeseydim. Ama öyle değil. Gözlerim körde olsa yine de onu görürmüşüm. Dünyada iken kör olup olmamak fark etmezmiş, herkez ölüm anında ruhu daha çıkmadan onu mutlaka görürmüş. Bilmem ki canım anneciğim. Benim ölüm anında boğazımın sıkılarak hırıltılar çıkardığını, yüzümün renginin değişip siyaha yakın bir hal aldığını, ve ağzımın köpürdüğünü görebildinmi? Zannetmiyorum. O kadar çok feryadu figan içindeydin ve o kadar gözyaşı döküyordun ki bunları fark etmen mümkün olamazdı o anda... |
Tarih: 20:23, 28/10/2009 Kategori: D_ML_L_R |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|
| |